Yeni Araştırmalar Sosyal Sorunların Otizmlilerden Daha Çok Nörotipiklerden Kaynaklanabileceğini Söylüyor

Otizm büyük ölçüde sosyal ve iletişim bozukluğu olarak görülür. Eskiden “sosyal içgüdü” eksikliğinden kaynaklanmış olarak çerçevelenen mevcut baskın fikir, günümüzde sosyal bilişte bir şeyin eksik ya da yetersiz olduğu yönünde gelişim göstermiştir. Genellikle bilişsel eksikliğin “empati” veya “zihin kuramı”nda olduğuna vurgu yapılmakta ve otizmlilerde sosyal beceriler üzerine yapılan araştırmalar bu zihin ve beyin yapılarını anlamaya odaklanmaktadır. Bununla birlikte, beyinde anlaşılması zor ve parçalanmış bir “zihin teorisi modülü”, “empati mekanizması” arayışı ve bunların bilişsel tezahürleri çelişkili sonuçlara yol açmıştır – bazı bilim insanları otizmli bireylerin  çok az değil tam tersi çok fazla empati hissettikleri sonucuna varmıştır.

Başka bir görüş, bunun sadece bireysel bir nöro-bilişsel problem değil, daha geniş bir sosyal sorun olduğu yönündedir. ‘Otizmli bireylerin bir “şeye” çok fazla veya çok az sahip olduğu fikrine karşı, otistik nöro-çeşitlilik hareketi savunucuları empati sorununun nörotipik bireyler ve otizmli bireyler arasında iki yönlü bir konu olduğunu savunmaktadırlar. Otistik bilim adamı Damian Milton tarafından “çifte empati sorunu” olarak adlandırılan bu durum, iletişimin ve sosyal karşılaşmaların insanlar ‘arasında’ gerçekleştiğine yani, iletişimdeki herhangi bir bozulmanın sadece birine ait ve doğuştan gelen bir sorun değil her zaman ilişkisel ve her iki tarafa da bağlı olduğuna dikkat çeker.

Bu konuda çok fazla deneysel araştırma yapılmamıştır fakat bununla birlikte, Nature dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma serisi, sosyalleşmedeki otizmli bireylerin sorunların otizmli bireylerin tarafı kadar nörotipik bireyler taraftan da ortaya çıktığı fikrine açıkça ağırlık vermiştir.

Her biri farklı örneklemlere dayanan ve çeşitli metodolojiler kullanan üç çalışmanın  genel sonucu şudur: Gözlemcilerin, sosyal davranışlarda bulunan otizmli bireylere ilişkin ilk izlenimlerinin, sosyal davranışlarda bulunan ve tipik gelişim gösteren gruba ilişkin izlenimlerinden daha az olumlu olduğu tespit edildi. Bu izlenimler, gözlemcilerin sosyal olarak etkileşimde bulunma niyetinin azalmasıyla ilişkili bulundu.

Başka bir deyişle bu araştırmalar, sosyal ve iletişim sorunlarındaki önemli bir faktörün otizmli bireylerden değil, otizmli bireylerle etkileşime girme isteğinde azalmaya sebep olan dışlayıcı sosyal tutum ve izlenimlere dayanan nörotipik reaksiyonlardan kaynaklandığını bulmuşlardır. Yani, nörotipik bireyler otizmli kişilerle tanıştığı anlarda, otizmlilerin nörotipiklerden sosyalleşmeye daha az değer olduğuna karar verme eğilimindedirler.

Bu sonuca dayanarak, çalışmalardan biri yazılı iletişim ile sözlü ve yüz yüze iletişim arasındaki değerlendirmeleri karşılaştırmıştır. Buldukları şey, otizmli bireylerin  sadece yazıları değerlendirildiğinde nörotipik bireyler tarafından olumsuz derecelendirilmediğiydi. Söylenenlerin yerine otizmli kişilerin nasıl göründüğü, nörotipik bireylerin otizmli bireyleri dışlama güdülerini belirleyen anahtar faktördü. Otizmli olanlara negatif ilk izlenim geliştirmek için statik bir görüntü yeterliydi. Tam tersi olarak, tipik gelişen bir kişinin görüntüsü ise, o kişiye dair pozitif bir izlenim geliştirmeye sebep olmuştu.

Başka bir deyişle, otizmli bireyler bir bireyin yazısına eşlik eden bir fotoğrafı gözlemcilerde nörotipik bireyler hakkında olumsuz bir izlenim geliştirirken, tipik gelişen kişinin yazısına eşlik eden fotoğrafının gözlemciler üzerinde olumlu bir etkisi olma eğilimi vardı.

Bu göz önüne alındığında, sosyal etkileşim söz konusu olduğunda otizmli bireyler insanların problem yaşaması şaşırtıcı değildir.

Tipik gelişen bireylerinin otizmli akranlarıyla sosyal etkileşime girme konusundaki isteksizlikleri, otizmli bireylerin zaten kırılgan sosyal becerilerini uygulama fırsatlarını daha da sınırlandırmaktadır. Bu durumun sosyal farkındalığı ve ilgisi olan otizmli bireylerin, sosyal iletişim becerilerini geliştirme ve daha başarılı sosyal entegrasyon için gösterdikleri çaba üzerinde önemli bir olumsuz etkisi olabilmektedir. Hedefimiz otizmli bireyler için sosyal etkileşimleri iyileştirmek ve geliştirmekse, iç içe geçmiş birçok faktörü değiştirmek yerine, diğerlerini sosyal farklılıklar hakkında daha bilinçli ve kabul edecek şekilde eğitmek önemli olabilir.

Bu tutum, otizmi kabul etmek ve kapsamak yerine değiştirmeye ve yok saymaya  meyilli engelli karşıtı tutumun aksine empati sorununun otizmli bireyler insanlardan ziyade her iki taraftan da kaynaklanabileceği fikrine tam olarak uymaktadır. Bu göz önüne alındığında, bu yeni araştırmalar, politikacılara ve topluma otizmle ilgili temel sorunun otizm olmadığını göstermek için hayati önem taşıyabilir.

 

Kaynak: Intersectional Neurodiversity

https://intersectionalneurodiversity.wordpress.com/2017/11/19/new-research-suggests-social-issues-are-down-to-neurotypicals-more-than-autistics/