Bebeğin doğumdan sonraki ilk ayları karmaşık bir duyular yumağı olma hali ile tanımlanabilir. Bebek ana karnındaki sessiz, görüntüsüz ve sakin ortamdan uyaran bombardımanı altındaki gerçek dünyaya adapte olma çabası içindedir.

Yeni doğmuş bir bebek tamamen fiziksel uyaranların etkisi altındadır ve vücudundan gelen karmaşık uyaranları tasnif etme, adapte olma, anlamlandırma çabası içindedir. Bunun için de anneye ihtiyacı vardır.

İngiliz psikanalist Bion’a göre, annenin en önemli işlevlerinden biri bebeğin anlamlandıramadığı ve ona rahatsızlık veren olumsuz deneyimleri; bebek için anlamlı, sindirilebilen deneyimlere ve duygulara çevirmektir.

Peki bu işlev nasıl gerçekleştirilir  Bebeğin hareketlerini yakından gözlemleyip, ne gördüğünüzü bebekle paylaşmak ve gerekli yerlerde doğru bağlantıları kurup bunu yorumlamak yeterlidir.

Örneğin çok sıcak bir ortamda huzursuz ve ağlamak üzere olan bakışlarla etrafa bakan bir bebeğe “Off burası çok sıcak oldu, haklısın. Gel bakalım üzerindeki kıyafetleri hafifletelim, böylece biraz rahatlamış olursun.” demek gibi. Pek çok annenin doğallıkla içinden gelen, bazen davranışın sadece görülüp, bazen de anlamlandırılarak bebeğe geri verilmesine “aynalama işlevi” denir.

Düşünceli olmak, hem kendinin hem de karşındakinin düşünce, duygu, algı, duyular, hatıralar, inanışlar, davranışlar ve niyetlerine yoğunlaşabilmek demektir.

Düşünceli olduğumuz zaman şimdiki zamanda yaşıyoruzdur, ve durumla ilgili kendi duygu ve düşüncelerimizi farkında olduğumuz gibi, çocuğumuzun duygularına da açığızdır. Besleyici bir ilişkinin kalbinde düşüncelilik yatar. Sadece anne bebek iliskisi gibi bir aşkta değil, karşı cinsle yaşanan aşkta da bu böyledir.

Kendi bebekliğinizi hatırlayacak anılara ulaşmanız zorsa, yaşadığınız en büyük aşk ilişkisinde duygularınızın beslenmesi ya da beslenmemesi hissinin nasıl bir şey olduğunu hatırlamaya çalışın. Anlaşıldığınızı hissettiğiniz anlarda kendi bedeninizden çıkıp daha büyük bir alana yayılıyormuş hissini ve tüm dünya ile kucaklaşıyormuşsunuz duygusunun verdiği coşkuyu hatırlamaya çalışın.

Bebekle kurduğunuz bu anlama, anlaşıldığını hissettirme ve dönüştürme ilişkisi içinde bebek de aynı aşkınlığı yaşar ve bu duygular onun sakinleşebilme ve kendini düzenleyebilme kapasitesini arttırırken bir taraftan da “canlılığını” hissettirir.

Çocuğumuzla tamamen orada ve o anda bir ilişki kuruyorsak, bu durum çocuğun kendisini fark etmesini sağlar; kendisini bizim kurduğumuz ilişki sayesinde öğrenir. Ancak biz, ebeveynler olarak, bu kıymetli anlarda geçmişte yaşadıklarımıza takılmış bir zihinle veya geleceğin kaygıları ile boğuşur vaziyetteysek, fiziksel olarak orada olsak bile ruhen orada değilizdir.

Çocuklar bizim 24 saat varlığımıza ihtiyaç duymazlar ama bu duygusal alışveriş anlarında ruhen ulaşılabilir olmamıza ihtiyaç duyarlar. Fiziksel olarak orada olmamızdan çok, çocuğun yolladığı sinyallere açık ve ruhen orada onunla olmamız çok önemlidir. “Yapan anne” (doing mother) yerine “olan anne” (being mother) noktasına gelebilmemiz anne için de çocuk için de daha sağlıklıdır.

Anne baba olarak, düşünceli olmak için amaçlı davranışlar içinde olmamız gerekir. Çocuğa karşı belirli bir niyet ve amaç ile hareket etmek demek, çocuğun duygusal iyiliği için seçilmiş davranışlar sergilemek demektir. Yani çocuğumuzla kurduğumuz ilişkide hangi tutumlarımızın ne işe yaradığını bilmek, bunu gelişigüzel yapıyor olmaktan çok daha etkili bir sonuç sağlar.

İç dünyanın oluşmaya başladığı ilk aylarda, bebek meraklı ve sakin kalabiliyor, aynı zamanda kendini sakinleştirebiliyorsa onun güvende hisseden bir bebek olduğu söylenebilir. O, sizin kendisine hayran bakışlarınızı, sakin okşamalarınızı, ritmik ve sakinleştirici sallamalarınızı hissettikçe yeni kayıtlar yapar.

Zamanla kendisinin sizin devamınız olmadığını, sizden ayrı bir varlık olduğunu ama aynı zamanda da güvende olduğunu hisseder.

Sizin bebeğin ne hissettiğini merak etmeniz ve duygulanımları ile ilgilenmeniz, onun kendisine ait bir iç dünyası olduğunu anlamasını sağlar. Bebek en çekilmez, en huysuz halindeyken onunla ilgilenmeniz ve sakinleştirebilmeniz, onun kendi içinde kendisini nasıl sakinleştirebileceği ile ilgili işleyen bir model oluşturmasına yardımcı olur. Bu en sıradan anların tekrarını; yani kızgın da olsa, üzgün de olsa çekilmez de olsa sarılıp sarmalanabiliyor olması halini benliğine kazıyan bebek, dış dünyaya ve diğer insanlara dair de ilgili ve meraklı bir tutum geliştirmenin temellerini atar. Büyüdükçe çevresindeki insanların nasıl hissettiği ile ilgilenen bir ruhsal yapı oluşturur.

Pek çok bebek anne babanın sabırlı desteği ile sakinleştirilebildiğinde, en yoğun kızgınlık veya üzüntü duygularından bile kolayca toparlanıp, hayata karşı ilgili ve meraklı hale geri dönebilir.

Bebeğinizin, en şiddetli duygularla başa çıkarken sizden uzaklaşırsa, sizin ilginize yoğunlaşmasına yardımcı olmalısınız. Dikkat ve konsantrasyonun, bebeğin duygularına konsantre olunup, ona yoğunlaşılıp, dikkat edilerek gelişen bir özellik olduğunu unutmamak gerekir.

Bebeğiniz yoğun bir duygu yaşarken onu sakinleştirmek için, o an hissettiği duyguyu abartmadan taklit etmek önemlidir. Ama bu bire bir tekrar ya da bebeğin yaptığının taklidi gibi değildir. Gerçekten de “mış gibi” yaptığınızı vurgulayarak yapmalısınız ki; bebeği daha da çok huzursuz etmeyesiniz.

Mesela; bebek babasının arkasından ağlıyorken; yüzünüzü onun gibi buruşturarak “Off off of, baba da gitti. Ne yapacağız biz şimdi anneyle? Ha öyle mi diyorsun canım benim… Ne güzel oynuyordun sen babayla ha çok mu özleyeceksin onu” diyerek, önce onun tonunda başlayıp ama sonra sakinleşen bir noktada bitirdiğiniz zaman bebeğin kendi başına yapamadığı regülasyonu yapmış olursunuz. Bebek bundan ne anlar: “Annem benim ne hissettiğimi gerçekten anladı, ben ne hissettiğimi anlatabiliyorum ve bu da dünyada bir değişiklik yaratabiliyor, dünyanın üstünde (burada tüm dünya anne oluyor) bir etkim var! Ve dünya ile kurduğum bu ilişki içinde kendimi sakinleştirebiliyorum.”

Çift yönlü duygusal ilişkiler bebeğin benlik algısının gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Buna benzer binlerce yaşantı, bebeğin tüm duyularını ve motor becerilerini pek çok farklı duygu ile birlikte tekrar tekrar tecrübe etmesine yardımcı olur.

Bebeğin yaşadığı bu duygular onun darmadağınık algılarını ve duyularını bir araya toplama gücüne sahiptir.

Bir mıknatısa benzer bu gücün kaynağı ise annenin sakin sesi, onu rahatlatacak şekilde tutması, sallaması, ona yoğunlaşmasıdır. Bu ilişkiler sayesinde bebek yavaş yavaş, fizyolojik uyaranlar yumağı olmaktan çıkıp, kendisini düşünceleri ve duyguları olan bir varlık olarak fark etmeye başlamaktadır. Bu sağlıklı bir benlik algısı oluşumunun en temel noktasıdır.

Bebek yeni doğduğunda, kendi bedeninin nerede başladığı ve bittiği, kendisinin annesinden farklı bir varlık olduğu gibi bir bilince sahip değildir. Her şey kendisinin bir uzantısı gibidir. O, kendisini çevreleyen hava ile birlikte bir bütündür, hava ile birlikte hareket eder. Gözüne gelen güneş ışığı da kendisinin bir parçasıdır, sesler de; ha kendi sesi ha fondaki sesler fark etmez hepsi ayrışmamış bir bütündür.

Bebek de bu ayrışmamış bütünün içinde ses, ışık, dokunma hislerini ayrıştırmadan akıp gitmektedir. Annesinin ona dokunan eli ile kendi elinin vücuduna dokunmasının yarattığı his arasında bir ayrım yapamazken, zamanla bu tecrübeler olumlu duygularla pekişir. Bebek kendisini annesinden ve diğer insanlardan ayrı bir varlık olarak hissetmeye başlar. Kendinizi böyle zamansız ve mekânız bir alemde hayal etmeye çalışsanız da, kavraması çok zor bir durumdur.

Bir de bahsedilen yaşantılara, bebeğin karnından gelen sancıları, gözüne gelen ışıkları ve duyduğu sesleri tolere etme çabasını eklerseniz bebek için ne kadar kaotik bir duyusal ve duygusal bombardımanın olduğunu belki hayal edebilirsiniz. Bebeğin sabit bir benlik algısı oluşturabilmesi ve farklı bir varlık olduğunu algılayabilmesi için, onun fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne konsantre olmuş bir anne baba ile sürekli ilişki içinde olması gerekmektedir.

Görev bilinci ile yapılan, yani duygusal anlamdan, zevk almaktan ve vermekten uzak bir tutum ile yapılan bakım; bebeğin dünyayı düşmanca, soğuk ve eğlencesiz olarak algılamasına sebep olur.

AKTİVİTELER

Göz-göze

Bebeğinizi yüzyüze bakacak şekilde kollarınızda tutun. Onun bakışlarını yakaladığınız zaman onun heyecanına ortak olmaya çalışın. Bu karşılıklılığı sürdürebildiğiniz kadar sürdürün. O bıkıp bıraktığı zaman siz de kesin ve onun dinlenmesine izin verin. Kendinizi eğlenceli ve ilginç yapmaya çalışın. Farklı sesler ve mimikler denemek ama bunları abartmamak önemlidir. Denediğiniz ses ve mimiklere ara vermek bebeğinize alan açmak da önemlidir.

Onun dış dünyadan gelen bu yeni mesajları öğütmek için zamana ihtiyacı vardır. Bombardıman yapmak onu yorar ve kendisini kapatmasına sebep olabilir.

Yaptıklarınızın onun hoşuna gidip gitmediğini anlamaya çalışın. Sesten mi hoşlanıyor, hareketten mi hoşlanıyor farketmeye çalışın.

Bazı bebekler daha yumuşak sesler ve hareketlerden hoşlanırken bazı bebekler de daha kuvvetli ses ve dokunuşlardan hoşlanırlar. Sizin bebeğiniz nelerden hoşlanıyor diye anlamaya çalışın. Bebeğin benlik kavramı onu anlamaya çalıştığınızda güçlenir. Karşılıklı etkileşim sırasında bebek kendisini sakinleştirmeyi öğrenir.

regülasyon, göz kontağı, benlik algısı, konsantrasyon

 

Balona Tekme

Bebeğinizin ayağına uçan balonlardan bağlayın. Parlak renkli olması onu daha da heyecanlandıracaktır.

Her tekme attığında havalanan balon göz takibini geliştirecek, onun çevre üstünde kontrolü olduğu  hissinin gelişmesini sağlayacaktır.  Ayrıca sebep sonuç ilişkisinin gelişmesi de en temelde vucut algısından başladığı için. Bu hissi en once kendi vucudunda yaşayarak anlamaya başlayacaktır.

 

 

 

 

 

 

Benlik algısı, koordinasyon, kaba motor becerisi,